Bahçede gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi
Devamını oku >
ekubio.com olarak Bob Marley’in en sevilen şarkılarından biri olan ‘No Women No Cry’ı söylediği canlı performansıyla anıyoruz.

Küçükdük şöyle 11-12 yaşlarında lemandan karalardı birşeyler gülerdik arkadaşlara tavsiye ederdik çizdiklerini keser arşivlerdik.Sonra stand up yapıyor dediler biz hala küçükdük 13-14 yaşlarında merak ederdik gidemezdik!Okulda oraya şuraya gezi düzenlenirdi istekde bulunmuştuk onun gösterisine gidelim diye kayde değer bulunmadı! Sonra gazetelerden cdlerini aldık izledik güldük eğlendik esprileri izlemeyenlere yapdık ama izlemeyen bulmak pek mümkün değildi tek tük şeş kaza kız tavlamak içinde kullandık hani kızlar kendini güldüren erkeklerden hoşlanır geyiği var ya ona inanarak sonra arada reklam filmleri çekti onlarada güldük.Askere gitti biz o ara büyüdük!Geldi bu sefer gösterisini canlı izledik orjinal küfürler öğrendik!Bir uzay geyiği vardı o gösteride sonra onu sinemaya taşıdı ne olduysa ondan sonra oldu film komikti ya da gibiydi ama sonra gözümdeki o 13-14 yaşlarındaki Cem Yılmaz gitmişti.
Sonra sonra anladım ki para adamı bozar derlerdi doğruymuş bir yerde !Şu zihniyet oturmuş o komik adam a ben bişi yaptım tuttu bundan sonra ne yapsam bu millet yer artık.Üzgünüz Cem bey boynuz kulağı geçer derler.Arkandan gelenler kendilerini bozmadan devam ediyorlar sense her daim magazinde benim güldüğüm cem yılmaz sa karikatürlerde yani arşivde çok eskilerde.Cem yılmaz ve şaşı ailesi
Bazı programlara katılmak üzere Fethiye'ye giden manken- şarkıcı Aysu Baceoğlu, Belediye Başkanı MHP'li Behçet Saatcı'yı da ziyaret etmiş.Baceoğlu, Fenerbahçe taraftarı Saatcı ile maç sohbet ederek öne doğru eğilince düşük belli kot pantolonu da sıyrılmış.Beyaz dantelli g-string iç çamaşırının aşırının ortaya çıktığını fark etmeyen Baceoğlu sohbete devam etmiş ve duayenlere hoş bir göz zevki tattırmış.Hım,Baceoğlu'na yakışmış diyelim herkese yakışmayan ama yakışana da cazibe ekleyen şeytan icadı.Taşıyamıyorum gene d giyiyorum diyenler en iyilerini yapıyorlar.Aferin dişiciklerime.''çok şükür kenar yağlarım yok,rahat rahat giyiyorum.''#
Gönderen strawberry zaman: 15:01 10 yorum
Etiketler: aysu baceoğlu, don, fenerbahçe, frikik, g-string, haber, hayattan, resim, strawberry
Polonyalı babaannelerın ördüğü elişi iç çamaşırları beklenenden çok ilgi çekince, tonton nineler köşeyi döndü. Koniakow köyünde hayatlarını örgü yaparak kazanan babaanneler, elişi ürünleri para etmemeye başlayınca çareyi seksi g-string örmekte buldu. İnsanları en can alıcı noktasından vuran ninelerin işleri bir süre sonra iyice açıldı. Hatta öyle açıldı ki, turistlere mal yetiştiremez oldular ve işleri iyice büyüterek internetten satışa başladılar...

Lost dizisinin yakışıklı oyuncusu Sawyer Leman'ın diline düştü.Leman dergisi geçtiğimiz hafta reklam filminde oynamak için Türkiye'yi gelen ve ilgi odağı olan Lost dizisinin yakışıklı oyuncusu Josh Holloway'ı kapak yaptı.
Burda 7 oyuncak var kubiş,?Arkadaşlar diğer üçünü sevgili Ali Kırca'ya sattım.Kırmadı beni müship bir fiyata aldı.Ne yapsam da boş.Görünce aklıma o görüntüler geliyor.Önce asansörde bi taraflarını kırdı sonra küçük çapta bir porno çekti hiç bir şey olmamışçasına gülümseyen suratıyla haber sunuyor.Ben uyuşturucu kullandığından şüphe ediyorum kesinlikle.Ali kırca = yan sanayi şahin k.Gençliğe bak yaa, adam yıllarca iyi bir şekilde mesleğini sürdürdü.Bir olay oldu herkes hala ağzında sakız gibi aynı şeyden bahsediyor.Adamın iyi ya da kötü özel hayatı ve yapan kişilerin saygısızlığı bizde bunu sürdürerek yardımcı oluyoruz.Ama Allah var çok şey kattı pozisyon zenginliğimize.Sanki ekrandan fırlayıp bana tokat atcakmış gibi geliyor.Melankoya bağladım galiba Ali Kırca sendromu bu.Nede olsa artık o bir porno duayeni.Aferin bize.Böyle devam gençlik.Tokatçı Ali seni.Ali Kırca der ki;
kama sutra şekillerin hasıdır
ablalar bu zevkin hastasıdır
Siz siz olun bunları evde denemeyin
geceyi hastanede geçirmeyin.Ve son olarak kendisini kutluyor, seks tarihine daha nice pozisyonlar getireceğine yürekten inanıyorum.





21 yaşındaki Hollywood yıldızı Lohan, yetişkin bir aktris olduğunu kanıtlamak için bir nemfomanyağı oynayacak.Genelde bol sıfırlı ücretler talep eden Lohan bu filmdeki rolü için çok az bir parayı kabul etmiş. Üstelik çılaklığa hiç alışkın olmayan Lohan ! bu filmde canlandıracağı hastalık derecesinde sekse düşkün (nenfomanyak) garson rolü için çırılçıplak oynamayı kabul etmiş.Başka bir kullanım için:nemfoman.Hangisi doğrudur bilemiyorum.Tarihteki ilk nemfomanyak messalina'dır,roma imparatoru cladius'un eşidir.Tebdil-i kıyafet edip romalı delikanlılarla birlikte olduktan sonra sabaha onları öldürten bir kadınmış.Bu olayları ayyuka çıkınca bir gladyatör tarafından öldürtülmüş.''lied von lacrimosa ''
nemfomanlar aslında seks yaparken zevk almaz, acı çekerler.Her seferinde acı çekmeme özlemiyle işe girişir,ama her seferinde daha çok acı duyarlar.Ciddi bir rahatsızlıktır, sekse düşkünlükten ayrı tutulması gerekir.Geçen aylarda eski erkek arkadaşının Lindsay'i nemfomanyaklıkla suçlaması da bu rolüyle gerçekten örtüştü yani.Ne kadar ilginç değil mi? Yakınlarına bu konuyla ilgili olarak artık bir oyuncu olarak kendini ispat etme zamanının geldiğini belirten Lohan, aldığı paranın umrunda olmadığını, iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlayacağını söylüyormuş.Merakla bekliyoruz,bu hatun biçimi doyumsuzdur doymamış oranı yüksektir isterde ister.Lindsay'da öyle olucak yeterince mutlu olucaz sanırım.Müziğe takıldım kaldım .,
Stamford Bridge stadının hemen yanında bir mezarlık var. Espri de buradan geliyor. 8 Nisan akşamına dair bir dilek.Türkiye 8 Nisan'ı bekliyor.Chelsea ile Fenerbahçe tarihinin maçına çıkacak. Maçın oynanacağı Londra'daki Stamford Bridge stadının hemen yanında bir mezarlık var. Tarihi mezarlığın bitişiğinde yine tarihi bir maç oynanacak.İşte stad ve mezarlık yan yana gelince gönülden geçenler dile dökülüyor. Fenerbahçeliler bu fotoğrafı esprlili bir şekilde internette mail gruplarında dolaştırıyorlar8 Nisan akşamı Chelsea'nin gömüleceği yer. Yani İngiliz ekibinin cenazesini Fenerbahçe kaldıracak. Yeri de hazır. Rakip takım önce çimlere sonra da bu mezarlığa gömülecek..
#
1 Avans 2'de biter.


Bugünün 32 yaşındaki dört çocuk annesi Hollywood yıldızı, bundan yıllar önce para kazanabilmek için bir mayo markasına modellik yapmış . Angelina 16 yaşında çektirdiği fotoğraflarda da bir içim su gibi.çikolatanın süte doyduğu an daş daş. Amerikan Intouch dergisinin bu haftaki kapak konusu ünlü Hollywood yıldızı Angelina Jolie. İkiz bebeklere hamile olan Jolie'nin 16 yaşında çektirdiği fotoğraflar için skandal denilse de başarılı oyuncunun resimleri için söylenebilecek tek şey güzel olduğu.

Rahatça koşup hoplayıp zıplayamayan, konuşurken yüzüne bakılmadığı için vücudunu saran giysiler giyemeyen, yaş ilerledikçe sırt ağrıları çekmeye başlayan ve ilk çocuğunu doğurduktan sonra göğüslerini küçülttürmek için para biriktirmeye başlayan kadın çeşididir.Yazıktır, günahtır.Başkalarına bit kadar verilmişken ona niye bu kadar çok verilmiştir.Chelsea Charms, Amerika'nın en büyük göğüslerine sahip kadını. wikipedia'da bile liste halinde yer bulmuşlardır.Salma Hayek,bir numaradır benim için.

trt dekini izlemiştim.Kitaba sadık kalınarak çekilmişti o dizi.Şimdiki biraz modernize edilmiş çok da güzel ! şimdikini de kaçırmadan izliyorum.Yaprak dökümünün trt versiyonunda şevketi Tarık Tarcan ferhundeyide Sevtap Parman oynamıştı.Biri kocam biri kardeşim repliğiyle hem güldürmüş hem düşündürmüş dizidir.Severek takip ediyoruz.Bir kaç dakika daha reklama girmezse annem altına işeyecek.Pes ya hu !Aman Yarabbi bu günleride gördük bornozlu kahvaltı,saç kurutma makinesi sesi,memleketimin zan altında kalan namını kurtardın tahsin kardeşim.Fikret de pek seksi görünüyordu,yine de Fikretciminn image-maker a ihtiyacı var.
Rating rekorları kıran Yaprak Dökümü dizisi, Kanal D ile “40 bölüm” daha çekilmesi konusunda anlaşma sağladı.
Çarşamba gecelerinin rating rekortmeni dizisi Yaprak Dökümü, gelecek sezonda bizlerle olacak. Kanal D ratingi şu sırada tavan yapmış olan diziyi haziran ayında bitirmemek gibi mali açıdan son derece akıllıca bir karar aldı. Uçankuş'un haberine göre, Tarafların önümüzdeki hafta içinde sözleşme imzalayacağı öğrenildi.
Dizinin başrol oyuncularından Caner Kurtaran'ın ise adının uyuşturucu ile birlikte anılmasının ardından gelecek sezon Şevket karakterini canlandırıp canlandırmayacağı ise belirsiz. Dizinin yapımcısı Ay yapım bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.
fikret zaten erkek değil mi? abi fikret dediğin ele gelcek memesi olcak lup lup oynayacak vurdun mu bayrak gibi dalgalanacak yoksa ben o fikrete fikret mi derim, bi de lambada yapsın isterim olsun amaaan....
Fubar.com, parti tadında buluşmalara sahne oluyormuş.Dalınn ! Fubar ne alaka, anlamadım onu dur bakalım kısa bir zaman dönüşümü yapayım,Didimdeyken kafamız çok güzeldi kısaca kafanın güzel olması durumunda kullanılır biz kullanıyoruz.Kanadalı bir yönetmen tarafından çekilmiş belgeselimsi bir filmi de var.Metalci iki gencin yiyip, içip sıçmalarını anlatıyor.Filmden, mesela 3 saniyede kutu bira nasıl fondip yapılır gibi ulvi yöntemler öğrenmek mümkün.''Fucked Up Beyond All Recognition'' kısaltılması ya da Fruchtbarın (Wunderbar'ın tersi) argo söylenişi de olabilir.Ben aklımdan uydurmadım ,o kadar gelişmedim daha ! ansiklobedilerim sağolun canlarım.Haklarında tek bildiğim bir şey var;Bu tip siteler bireyin özgürlüğünü kısıtladıgı gibi,yozlaşmasınada sebep oluyor. İnsana dair ne varsa alıp götürüyor.s.ktir edin.Size eş mi yok a.q facebook kızları sizin daşşaklarınızı yesin.
İnternette sosyal paylaşım ağı bir diğer ifadeyle arkadaşlık sitelerinin son dönemdeki en büyük patlamasını hiç şüphesiz Facebook yaptı.
Kullanıcıların geliştirdiği uygulamaların da sitede kullanılıyor olması rekabette şirketi öne geçiren önemli öğelerden biri oldu.
İlgili dönemde 65.7 milyon ziyaretçinin girdiği Myspace.com, Compete şirketinin verilerine göre listede birinciliği alırken, 28.5 milyon kullanıcıyla Facebook ikinci, 11.9 milyonla “classmates.com” üçüncü oldu.
Bu arada bir önceki yılın şubat ayına göre en hızlı çıkışı yapan site “fubar.com” oldu. Parti tadında buluşmalara sahne olan fubar.com, şubat 2008’de bir önceki yılın aynı ayına göre ziyaretçi sayısında yüzde 3.272.217’lik büyüme kaydetti.
Milliyet'in haberine göre bu adresi büyümede yüzde 4.803’le Ning.com, yüzde 4.368’le Twitter.com, yüzde 1.400’le de Yuku.com izledi.
Kubo sanada bi bok beğendiremiyoruz lan git yonja'da takıl o zaman götoş herif! al 1 aylık bronz premium + Shelan'ı da veriyorum tepe tepe kullan

Sade ama güçlü oyunculuğunun yanı sıra, duru güzelliğiyle lost in translation ın tatlı bebeği olmuş muhteşem yaratık. film boyunca kendisine aşık olmamak elde değil. Potansiyel fetiş oyuncum. Filmde söylediği şarkıyı da kendisine adıyorum.Sesinin tonuna, dudaklarının kıvrımlarına, gözlerindeki ultra olgun ifadeye, gülümseyişine defalarca aşık olduğum hatun.Yanına bir de elisha cuthert iyi giderdi ''u know what i'm sayin'' bu cümleyi sık sık tekrarlıyor,geçenlerde ''ellen'' a konuk olmuştu ve boş boş ''u know what i'm sayin'' söyleyip durdu.Ben kendisini lost in translation'ın açılışındaki transparan pembe külotlu popodan ibaret yerleştirdim hafızama.Bu arada son günlerde bende baş gösteren bu magazinel entry girme eğilimini de çözebilmiş değilim.Hadi hayırlısı kubocuk.Scarlett'ı ailecek seviyor ve












Filmlere esin kaynağı olan bu kızları tahrik edici kılan ne ? Manga veya çizgi romanla pek fazla ilgilenmeyenlerin mangalara "Seni kimler çizdi yavrum, memleket nere?" şeklinde yaklaşmaları gayet normal. Zira manga, görünce ilgilenilmeyecek gibi değil. Alışılmışın aksine, o kadar farklı, yaratıcı ve özellikle kadın çizimleriyle öylesine erkeğe özgüler ki görmeden geçmek imkansız. Mangaların bu vurucu özelliği, sıra dışı hikâyeleriyle birleşince, çizgi roman dünyasının ağa babası sayılan Amerika'da bile kendine bir alan açmayı başardı. Bugün tüm dünyada çığ gibi büyüyen bir manga meraklıları kitlesi var.
ablası baksana şunun sevimliliğine, yerim ben onu...
Araştırmalara göre Japonya günümüzde tuvalet kağıdı için kullandığından daha fazla kağıdı mangalar için kullanıyor... Bilinen ilk kullanımı 1770'li yıllara dayanan manga kelimesi, iki Çince karakterin ("man" yani "ilgisiz" ve "ga" yani "resim") birleşiminden oluşuyor. 19'uncu yüzyılda Hokusai Katsushika adlı ünlü Japon ressamın Ukiyo-e (yüzen dünyanın resimleri) diye tanımlanan ve genellikle manzara resimlerinin yapıldığı ahşap kalıplarla baskı yapmasıyla manga başlıyor. Bu işlerin kağıda basılarak yayımlanması sonrası manga terimi yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. Manga çizerlerine ise "mangaka" deniyor.
İngilizler yarattı Japonlar benimsedi
Charles Wirgman adında bir İngiliz karikatürist 1862 yılında Japonya ile ilgili haberleri konu alan Japan Punch isimli bir dergi çıkartmaya başladı. Dergi için çizdiği karikatürlerde kullandığı gölgelendirme, perspektif ve konuşma balonu gibi birçok ilginç teknik ve zeka dolu hicivli tarzı Japon sanatçılar tarafından da benimsendi. Japonlar bu etkiyle, o güne kadar kullandıkları fırçalar yerine kalemler kullanmaya başlayıp, o güne kadar tabu olan "düzeni eleştirmeme" yargısını da yıkarak yeni bir tarz oluşturdular. Bugün Charles Wirgman Japon karikatürünün babası kabul ediliyor ve adına her yıl anma törenleri düzenleniyor.
Mangalar, Amerikan çizgi romanlarına ve hatta geleneksel çizgi roman anlayışına göre oldukça farklı eserler. Öncelikle çok yoğun olarak üretilip ve tüketiliyor. Japon kitap piyasasının yüzde 30'unu kapsayan manga endüstrisi ülke için önemli bir ekonomi faktörü. İstatistiklere göre her Japon yılda 15 manga alıyor. Bunun da ülke ekonomisine katkısı yılda 250 milyar yen (31 milyar lira) gibi büyük bir sayı. Tabii ki manga bağımlısı büyük çoğunluk, yılda 15 manga ile yetinemiyor.
Amerikan çizgi romanları genellikle 30 ila 50 sayfa arasında basılırken Japonya'da haftalık bir çizgi roman dergisi yaklaşık 400 sayfa olarak yayımlanıyor. Bazı dergilerse bin sayfayı bile geçen kalın ciltli basılıyorlar.
Dünya genelinde çizgi romanlar çocuklar, genç erkekler veya koleksiyoncu yetişkinler tarafından satın alınıyor. Tarih, din, kültür ve felsefenin harmanlandığı mangalarsa sadece Japon kültürü için değil, tüm okuyucular için bir hayli öğretici değerler içermekte. Japonya'da sayısız üretimi olan çizgi romanların, batılı bir örneği bulunmayan iki türü "sho-nen manga" (genç erkekler için çizgi roman) ve "sho-jo manga"dır (genç kızlar için çizgi roman). Bu dergiler yaklaşık 350 sayfa civarında olup ortalama üç dolardan az bir fiyata satılıyorlar. Örneğin "sho-jo manga"nın amacı, ortaokul ve lise çağlarındaki kız çocuklarının iç dünyalarını, aşk, okul, aile yaşamı, cinsellik gibi konulardaki sorunlarını ve yalnızlıklarını paylaşmak. 1950'lerde ortaya çıkan bu tür, zamanla genç kızların cinsel ayrım nedeniyle yaşadıkları baskıdan kurtulmak için duydukları istekleri anlatmalarına yardımcı olan bir araç haline gelmiş. Bu aşamada mangalar sanatsal yaratı amacının yanı sıra, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda da okura hizmet ediyorlar.
Bazen haftada dört milyonun üzerinde satış yapan Sho-nen Jump isimli manga ünlü Amerikan dergisi Newsweek ile yaklaşık aynı tiraja sahip. Daha da ilginci Japonya nüfusunun Amerikan nüfusunun yarısından az olması.
Bunlar mangaların sadece küçük bir bölümü. Japonya'da, "mecha" denen ve dev robotları konu alan, "yuri" denen ve sadece lezbiyen ilişkileri konu edinen, "ecchi" ismindeki cinsel sapkınlıkları ve uç fantezileri resimleyen, "furry" diye bilinen ve insan gibi davranan hayvanların bulunduğu, yetişkin erkekler, yetişkin kadınlar, bilim kurgular, araba yarışları, futbol gibi birçok konuya dair sayısız alt tür yayınlanıyor.
Batının geç keşfettiği mangalar sundukları konu çeşitliliğiyle sadece çizgi roman severleri değil, çizgi roman ve sinema üreticilerini de bir hayli etkiliyorlar. Amerika ve Avrupa'da son 10 yıl içinde tanınmaya başlayan mangalar özellikle Amerika'da geniş bir hayran kitlesine sahip. Bazı çizgi roman üreticileri, telif haklarını alarak manga hikâyelerini tekrardan çizdiriyor veya olduğu gibi yayınlıyorlar.
Bir de Türk erkeklerinin iyi hatırladığı "Tsubasa" gibi çizgi filmler var. Bunlara önceden yayımcı firmanın ismi "manga" olduğu için manga deniyordu ama aslında "anime" diye tanımlanıyorlar. Animeler de konu çeşitliği ve animasyon kalitesiyle dünyanın hayran olduğu manga uzantısı Japon şaheserleri olarak nitelenebilir. Anime hayranları "otaku" diye sınıflandırılıyorlar.
Hentai kızı adamı deli divaneye döndürür
Mangaların en desiseli bölümünde manga kızları yer alıyor. Manga kızlarını çizmek ayrı bir ustalık işi. Zaten manga hayranları genellikle çizerine göre manga seçiyorlar. Bu seçimleri en çok etkileyen de çizerin manga kızlarını nasıl çizdiği.
Manga kızlarının birçok türü var. Mesela liseli manga kızları, şirin manga kızları, olgun, büyük göğüslü, saf, çocuksu gibi saymakla bitmeyecek kadar alternatif var. Bu güzel çizimli kızların çıplak bedenlerinin ve hatta en ücra bölgelerinin göründüğü mangalara ise "hentai" deniyor.
Hentailerin konuları da kendi içinde bir hayli çeşitlilik gösteriyor. Cinsellik ağırlıklı ve "18 yaş üstü" uyarısıyla piyasaya çıkan hentailerin mangaların en ustalık gerektiren türü olduğu söyleniyor. Abartılı kadın vücudu çizimleriyle erkekleri kendisine hayran bırakan hentailerde bulunan bazı kadın karakterler Japonya'da tanrıça derecesinde ünlü. Tabii dünya çapında meraklıları bulunan hentai karakterlerine aşık olan çizgi roman hayranları da azımsanmayacak sayıda.
La Blue Girl, X, Urotsukidoji, Cream Lemon, Bible Black gibi hentailer, çizimleri, konuları ve içerdikleri fanteziler dolayısıyla en çok hayran kitlesini sırtlayan serilerden bazıları.
Mangalar artık sadece Japonlar tarafından üretilmiyor. Dünyanın her tarafından çizerler manga tarzında eserler ortaya koyuyorlar. Fransız, Amerikan manga ve animeleri, devasa hayran kitlesine sahip manga sektöründen pay kapmaya çalışıyor. Japonya dışında Çin ve Güney Kore gibi diğer Uzakdoğu devlerinde de henüz keşfedilmemiş birçok manga yayınlanıyor. Mangalar sundukları çeşitlilik, bağlı oldukları kurallar, kendilerine has tarzları dolayısıyla keşfedebilen herkesi kendilerine hayran bırakıyor. Bir diğer taraftan da artık darboğaza girip kendini tekrar etmeye başlayan Amerikan çizgi roman ve sinema sektörleri için de taze bir kaynak olma rolü üstleniyorlar.
Türk çizerlere Japon mangalarını sorduk
Mehmet Çağçağ (Leman dergisi)
Ben manga seviyorum. Fakat küresel bir tehdit oluşturuyor bence. Çok fazla emek harcanıyor ama çabuk tüketiliyor. Avrupa ekolüne de uzak. Çok başarılı şeyler yapıyorlar ama ben Avrupa ekolünü tercih ediyorum.
Emrah Ablak (Fermuar dergisi)
Japonların hayatı metroda geçtiği için ilk etapta metroda okunsun diye çıkmış bir tür. Sonra da alıp başını yürümüş. İçlerinde sevdiğim örnekler de var. Devamlı takip etmiyorum. Ama sevmiyorum da diyemem. Ben Tenten'ciyim aslında.
Oky (Penguen dergisi)
Çizgideki özenin ve hikâyelerdeki uç durumun fazlasıyla dikkatimi çektiğini söyleyebilirim. Avrupa ve Amerika'daki pek bilinmeyen underground çizgi romanlardan ayrı bir tarafa koyarsak manga ve hentaileri bu kıtalardan çıkan popüler çizgi romanlardan daha etkileyici buluyorum.
Jeff Green 32 yaşinda, Arizona/ABD'li bir adam.. bir sure once karisini kaybetmiş...kadin 29 yaşinda kalp krizinden ölmüş.. sevdigi birini kaybetmek her insani sarsar ama bu adam nasil sarsildiysa artik, karisinin topraga verilmesine 1 gun kala "onu kaybetmenin acisina dayanamiyorum, alip eve geri getiricem" diye ayaklanmiş... cenaze işleriyle ilgilenen gorevlileri arayip bunu onlara da soylemiş ve izin istemiş, adamlar şaşirmişlar ama nasil olduysa izin vermişler.. Jeff Green böylece "karicigim 7 kat topragin altinda olacagina evimizde olsun" diyerek almiş karisinin ölüsünü eve getirmiş... bununla bitmiyor, adam bir de "karim espri anlayişi gelişmiş bi kadindi" diyerek onu yeni kahve sehpasi yapmaya karar vermiş!!!! Tam 6.000.00 $'a cesedin bozulmasini engelleyecek şekilde ozel olarak tasarlanmiş koskoca bir cam masa yaptirmiş, ve kadini o camin içine yerleştirip masa diye salonun ortasına koymuş!!!
Bunu duyan akrabaları ve arkadaşları "bu adam sıyırdı" diyerek artık ona ugramiyorlarmış.. ama söylediğine göre hala korkmadan evine girip çıkabilen birkaç gerçek dostu varmiş.. buyrun. siz misafirlige gittiğiniz bir evde salonun ortasında aşağıdaki gibi bişey görseniz ne yaparsınız?
Ubisoft firmasının yapımcılığını ve dağıtımcılığını üstlendiği oyun tamamlandı. 29 Şubat’ta resmen piyasaya sürülecek oyun, PC, PS3 ve Xbox360 platformlarında olacak.
Lost, dünya çapınca en çok izlenen dizi oldu ve gerek senaryosu gerekse karakterlerinin çekiciliği ile merakla izlenmeye devam ediliyor. Dizide Oceanic 815 uçuş seferiyle kalkmış olan 324 yolcu taşıyan uçağın adanın üzerinden geçtiği ensada manyetik bir alana maruz kalarak düşmesi ve kazadan kurtulan 46 kişinin adadaki yaşam mücadelesi konu alınıyor. Lost video oyununda da konu aynı şekilde işlenecek ve aynı zamanda farklı karakterleri kontrol ederek maceraya ortak olacağız. İnsanların bu karakterleri kendi elleriyle yönetecek olması bile oyunu oynama sebebi için fazlasıyla yetiyor. Şahsen John Locke’un bildiklerini öğrenmeyi ve onu istediğim gibi yönlendirmeyi çok isterdim.
Dizisiyle bu kadar rağbet gören bir yapımın, oyunu da hiç şüphesiz büyük talep alacaktır. Bir bakıma başarısı garanti olan oyunun çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorduk ve bir lost manyağı olarak oyununu hemen alacağım :)
Trailer:

Google 2008 yılının ilk Pr güncellemesini 12 ocak 2008 01:59 sularında yapmıştı.Blog Küre ye hayırlı olsun demiş ve pagerankları beklemeye başlamıştık. ekubio blog pagerankı 3 ve bakalım bu günlerde bir değişiklik olucakmı ki büyük olasılıkla böyle kalıcak.Google yatıp kalkıp seni düşünüyorum.İnsanı rezil de edersin vezir de sağolsun vezir etti koydu oraya :)
Bu arada ekubio blog un adresi artık http://www.ekubio.com oldu hayırlı olsun.Ne kadar yaşarım bilmiyorum ama 2 yıllık bir domain alıverdim.Son olarak
hayatın anlamıdır Google
"google'ı sevin, o da sizi sevsin" der üstad wolkanca.. Hadi kalın salıcakla bol bol satır atlayıp yorum bırakın ,canınız sıkılırsa google reklamlarına tıklayın
Bekir Çoşkun / Hürriyet Bir arkadaşım mail olarak göndermiş. Uzun bir zamanda geçmiş aradan.Sevgili Bekir Coşkun'un yazdığı yazıyı aynen buraya girmek istedim.Yalnız sevgili Kerim bu yazıyı bana yollarken altında da küçük bir not düşmüş;defolsun gitsin bu ülkeden,gülü sevmeyen dikenine otursun! Malesef benim de o gazeteyi okuma sebebimdi Bekir Coşkun.
ŞİMDİ anladınız mı "Gül benim cumhurbaşkanım değildir" dememi?..
Evet; o benim cumhurbaşkanım değil...
O geçerken, kaldırımın kenarında durup asla alkışlamam.
Arkamı dönerim.
Televizyonda gözüktüğünde asla bakmam, kanal atlayıp "Dingo-mingo"yu izlerim.
Gazete sayfalarında "Bir açıklama yapan Cum..." diye başlayan haberleri okumam, geçerim.
Sohbetlerde söz düşerse kestirip atarım:
"O benim cumhurbaşkanım değil..."
*
Türban yasası önündeyken "düşünüyormuş" gibi yaptı sadece.
Türbanı siyasi bayrak yapmış, "hanımının" türbanı için Türkiye'yi AİHM'ye vermiş birisinin önüne türban serbestisi yasası gidince "düşündüğüne" nasıl inandınız?
Bu tür "düşünmek" bana yabancı değil; muhterem karım işime gelmeyen bir şey sorduğunda "Düşüneyim" derim.
Ama hiçbir zaman düşünmem.
Düşünüyormuş gibi yaparım.
Muhterem, "Bak düşünmüyorsun, çünkü dudakların uzadı" der, öyle düşünceli düşünceli bakarım.
*
Abdullah Gül'ün de "düşünüyormuş" gibi yaptığını herhalde artık biliyorsunuz.
Olsun...
Bu bir dönüm noktası oldu, takvimlerinize bir çetele koyun:
AKP'nin kaybetme süreci başladı.
Bakın:
- Sermaye kesimi dahi uyandı; kısa vadeli çıkarları için Türkiye'nin ufkunun karartılmasına göz yumduklarını nihayet gördü patronlar.
- Toplumu etkileyen ve şimdiye kadar AKP'yi destekleyen birçok yazar-çizer-aydın artık açıkça eleştirmeye başladı.
- AKP'ye oy verdiğini gizleyenler dahi şimdi ortaya çıkıp "Elim kırılsın, oy verdim" diyorlar, kamuoyu yoklamalarında (SONAR ve diğerleri) iktidarın yüzde 10'a yakın oy kaybı var.
Külah düştü, kel gözüktü..
Belki de iyi oldu; şu benim olmayan Cumhurbaşkanı'nın türban yasasını imzalaması...
İyi bakın:
Türkiye pişman...